top of page
YAYINLANANLAR


Bir Siluet Çizmek Zamanı Durdurabilir mi?
Edmund Blair Leighton’ın “Gölge” Tablosu Edmund Blair Leighton, Viktorya dönemi İngiltere’sinin kalbinde yaşarken fırçasını Orta Çağ’ın ruhuna, şövalyelerin onurlu dünyasına ve destansı aşklara batırmış bir ressamdır. Onun 1909 dolaylarında yarattığı "Gölge" (The Shadow) adlı eseri, ilk bakışta kaleye veda eden bir şövalye ile geride kalan sevgilisini resmeden sıradan bir romantik an gibi durur. Ancak tabloya biraz daha yakından bakıldığında, insanlığın varoluşuna, ölüm korku
Kaan Çakıroğlu
3 May2 dakikada okunur


Kederli Stańczyk'ın Sessiz Çığlığı
Sanat tarihi, izleyicisini tek bir bakışla yüzlerce sayfalık bir tarih kitabının veya felsefi bir metnin içine çeken eserlerle doludur. Polonyalı ressam Jan Matejko’nun 1862 yılında resmettiği "Stańczyk" tam olarak böyle bir başyapıttır. İlk bakışta kırmızı giysileri içinde sıradan bir saray soytarısını tasvir ediyor gibi görünse de, bu tablo aslında bir ulusun trajedisini, aydınlanmanın getirdiği ağır yükü ve cehaletin sağır edici gürültüsünü anlatır.
Kaan Çakıroğlu
23 Nis2 dakikada okunur


Şeytanla Satranç: Moritz Retzsch’in "Satranç Oyuncuları"
Ebedi Bir Mücadelenin Tablosu Sanat tarihi, insan ruhunun karanlık ve aydınlık taraflarını tasvir eden alegorik eserlerle doludur. Ancak çok az tablo, iyiyle kötünün o ebedi mücadelesini Alman ressam Friedrich Moritz August Retzsch’in Satranç Oyuncuları (Die Schachspieler) adlı eseri kadar zarif, sessiz ve bir o kadar da gerilimli bir şekilde anlatabilir. Bu tablo, yalnızca iki figürün bir tahta başındaki zihinsel düellosunu değil, aynı zamanda insanın kendi kaderi üzerindeki
Kaan Çakıroğlu
23 Nis2 dakikada okunur


İhanetin Kanlı Tuvali: Jül Sezar'ın Ölümü
Tarihin Kırılma Noktası ve Sahnenin İhtişamı Tarihin akışını değiştiren anlar vardır; zamanın durduğu, nefeslerin kesildiği ve geleceğin kılıç darbeleriyle yeniden yazıldığı anlar. M.Ö. 44 yılının 15 Mart'ında (Mart İdes'i) Roma Senatosu'nda yaşananlar tam da böyle bir kırılma noktasıdır. Bir ressamın fırçasından çıkmış "Jül Sezar'ın Ölümü" tablosuna (örneğin Jean-Léon Gérôme veya Vincenzo Camuccini'nin o ikonik eserlerine) baktığımızda, sahnede sadece bir siyasi cinayeti değ
Kaan Çakıroğlu
21 Nis2 dakikada okunur


Tutunmanın Yükü
Avuçlarımızdaki Boşluk ve İpleri Bırakma Cesareti Bazen bir dağın zirvesine tırmanmak için yıllarımızı harcarız. O tepeye ulaşmanın, o unvanı almanın, o eşyaya sahip olmanın ya da o insanı hayatımızda tutmanın bizi tamamlayacağına inanırız. Bu uğurda ellerimizi kanatmak pahasına bir ipe sımsıkı tutunur, var gücümüzle yukarı çekeriz kendimizi. Ancak zirveye ulaştığımızda, o çok arzuladığımız ödülü avuçlarımıza aldığımızda beklediğimiz o büyük coşku yerine buz gibi bir hissizli
Kaan Çakıroğlu
6 Nis2 dakikada okunur


Zihinsel Provaların Sonu Gelmeyen Yorgunluğu
İhtimalperestlik Hayat bir tiyatro sahnesiyse, ihtimalperestlik kuliste sürekli prova yapmaktır. Perde açılmış, seyirci beklemekte, ışıklar yanmıştır; ama ihtimalperest hala "Eğer repliğimi unutursam ne yaparım?" veya "Ya alkış alamazsam?" diye senaryoyu didiklemektedir. Oysa gerçek performans, hata payıyla birlikte sahnede olmaktır. Zihnimizde kurduğumuz binbir çeşit senaryo, bizi yaşamak için gereken enerjiden mahrum bırakır. En kötü gerçek, en parlak ihtimalden daha değerl
Kaan Çakıroğlu
2 Nis1 dakikada okunur


Ebedi Döngünün Eseri
Yin Yang ve İçimizdeki Zıtlıklar Evrenin en eski hikayesi, bir savaşın değil, kaçınılmaz bir uyumun hikayesidir. Siyahın ve beyazın, yani kötülüğün ve iyiliğin birbirini yok etmeye çalışmadığı, aksine birbirinin içinde nefes aldığı o muazzam döngü: Yin Yang. Bu felsefe bize, ahlakın keskin çizgilerle ayrılmış bir harita olmadığını; her ışığın kendi gölgesini, her gölgenin de kendi ışığını doğurduğunu fısıldar. Siyahın Kalbindeki Işık: Yin Karanlığı kötülükle özdeşleştirdiğimi
Kaan Çakıroğlu
29 Mar2 dakikada okunur


Bakışlardaki Sürgün
Aslında Hepimiz Düşmüş Meleğiz Cabanel’in o ünlü tuvalindeki figür, sadece dini bir mitolojinin parçası değil; insan olmanın en çıplak halidir. O yere çakılmış, ancak mağrur beden, "Aslında hepimiz düşmüş meleğiz ve gideceğimiz yeri seçmek için bu hayatı yaşıyoruz," fikrinin kusursuz bir aynasıdır. Bu tabloya bakarak, kendi varoluşumuzu şu başlıklar altında yeniden okuyabiliriz: Cennetten Kovuluş Değil, Yeryüzüne Doğuş Bizler de doğduğumuz an, güvenli ve bilinçsiz bir hiçlikt
Kaan Çakıroğlu
14 Mar2 dakikada okunur


Jouska
İnsanın En Görkemli İç Savaşı Hepimizin zihninde yankılanan o görünmez mahkeme salonlarına, hiç gerçekleşmemiş ama defalarca yaşanmış o diyaloglara hoş geldin. Dictionary of Obscure Sorrows tarafından "zihinde takıntılı bir şekilde tekrar tekrar oynatılan varsayımsal diya loglar" olarak tanımlanan Jouska, aslında hepimizin çok iyi bildiği ama adını koyamadığı o yoğun histir. Bu durumu felsefi bir mercekle, özellikle de Zıtlık Kuramı (Zıtların Birliği / Diyalektik) üzerinden e
Kaan Çakıroğlu
11 Mar3 dakikada okunur


Kazanırken Kaybetme Sanatı
Pirus Zaferi’nin Gölgesinde Bir Muhasebe Göz kamaştırıcı ışıklar altında kadeh kaldırırken, ayaklarınızın altındaki toprağın aslında bir mezarlık olduğunu fark ettiniz mi hiç? İnsanlık, tarih boyunca zafer çığlıklarını, kaybettiği masumiyetinin üzerine örttüğü bir yorgan gibi kullandı. Bazen bir savaşı kazanmak, bir kalbi kırmak ya da bir zirveye bayrak dikmek; aslında kendi ruhumuzdan vazgeçmek demektir. " Sahi, elde ettiğiniz şey, feda ettiğiniz her şeye değdi mi?" Bir Yıkı
Kaan Çakıroğlu
7 Mar2 dakikada okunur


Bir Siluet Çizmek Zamanı Durdurabilir mi?
Edmund Blair Leighton’ın “Gölge” Tablosu Edmund Blair Leighton, Viktorya dönemi İngiltere’sinin kalbinde yaşarken fırçasını Orta Çağ’ın ruhuna, şövalyelerin onurlu dünyasına ve destansı aşklara batırmış bir ressamdır. Onun 1909 dolaylarında yarattığı "Gölge" (The Shadow) adlı eseri, ilk bakışta kaleye veda eden bir şövalye ile geride kalan sevgilisini resmeden sıradan bir romantik an gibi durur. Ancak tabloya biraz daha yakından bakıldığında, insanlığın varoluşuna, ölüm korku
3 May


Kederli Stańczyk'ın Sessiz Çığlığı
Sanat tarihi, izleyicisini tek bir bakışla yüzlerce sayfalık bir tarih kitabının veya felsefi bir metnin içine çeken eserlerle doludur. Polonyalı ressam Jan Matejko’nun 1862 yılında resmettiği "Stańczyk" tam olarak böyle bir başyapıttır. İlk bakışta kırmızı giysileri içinde sıradan bir saray soytarısını tasvir ediyor gibi görünse de, bu tablo aslında bir ulusun trajedisini, aydınlanmanın getirdiği ağır yükü ve cehaletin sağır edici gürültüsünü anlatır.
23 Nis


Şeytanla Satranç: Moritz Retzsch’in "Satranç Oyuncuları"
Ebedi Bir Mücadelenin Tablosu Sanat tarihi, insan ruhunun karanlık ve aydınlık taraflarını tasvir eden alegorik eserlerle doludur. Ancak çok az tablo, iyiyle kötünün o ebedi mücadelesini Alman ressam Friedrich Moritz August Retzsch’in Satranç Oyuncuları (Die Schachspieler) adlı eseri kadar zarif, sessiz ve bir o kadar da gerilimli bir şekilde anlatabilir. Bu tablo, yalnızca iki figürün bir tahta başındaki zihinsel düellosunu değil, aynı zamanda insanın kendi kaderi üzerindeki
23 Nis


İhanetin Kanlı Tuvali: Jül Sezar'ın Ölümü
Tarihin Kırılma Noktası ve Sahnenin İhtişamı Tarihin akışını değiştiren anlar vardır; zamanın durduğu, nefeslerin kesildiği ve geleceğin kılıç darbeleriyle yeniden yazıldığı anlar. M.Ö. 44 yılının 15 Mart'ında (Mart İdes'i) Roma Senatosu'nda yaşananlar tam da böyle bir kırılma noktasıdır. Bir ressamın fırçasından çıkmış "Jül Sezar'ın Ölümü" tablosuna (örneğin Jean-Léon Gérôme veya Vincenzo Camuccini'nin o ikonik eserlerine) baktığımızda, sahnede sadece bir siyasi cinayeti değ
21 Nis


Tutunmanın Yükü
Avuçlarımızdaki Boşluk ve İpleri Bırakma Cesareti Bazen bir dağın zirvesine tırmanmak için yıllarımızı harcarız. O tepeye ulaşmanın, o unvanı almanın, o eşyaya sahip olmanın ya da o insanı hayatımızda tutmanın bizi tamamlayacağına inanırız. Bu uğurda ellerimizi kanatmak pahasına bir ipe sımsıkı tutunur, var gücümüzle yukarı çekeriz kendimizi. Ancak zirveye ulaştığımızda, o çok arzuladığımız ödülü avuçlarımıza aldığımızda beklediğimiz o büyük coşku yerine buz gibi bir hissizli
6 Nis


Zihinsel Provaların Sonu Gelmeyen Yorgunluğu
İhtimalperestlik Hayat bir tiyatro sahnesiyse, ihtimalperestlik kuliste sürekli prova yapmaktır. Perde açılmış, seyirci beklemekte, ışıklar yanmıştır; ama ihtimalperest hala "Eğer repliğimi unutursam ne yaparım?" veya "Ya alkış alamazsam?" diye senaryoyu didiklemektedir. Oysa gerçek performans, hata payıyla birlikte sahnede olmaktır. Zihnimizde kurduğumuz binbir çeşit senaryo, bizi yaşamak için gereken enerjiden mahrum bırakır. En kötü gerçek, en parlak ihtimalden daha değerl
2 Nis


Ebedi Döngünün Eseri
Yin Yang ve İçimizdeki Zıtlıklar Evrenin en eski hikayesi, bir savaşın değil, kaçınılmaz bir uyumun hikayesidir. Siyahın ve beyazın, yani kötülüğün ve iyiliğin birbirini yok etmeye çalışmadığı, aksine birbirinin içinde nefes aldığı o muazzam döngü: Yin Yang. Bu felsefe bize, ahlakın keskin çizgilerle ayrılmış bir harita olmadığını; her ışığın kendi gölgesini, her gölgenin de kendi ışığını doğurduğunu fısıldar. Siyahın Kalbindeki Işık: Yin Karanlığı kötülükle özdeşleştirdiğimi
29 Mar


Bakışlardaki Sürgün
Aslında Hepimiz Düşmüş Meleğiz Cabanel’in o ünlü tuvalindeki figür, sadece dini bir mitolojinin parçası değil; insan olmanın en çıplak halidir. O yere çakılmış, ancak mağrur beden, "Aslında hepimiz düşmüş meleğiz ve gideceğimiz yeri seçmek için bu hayatı yaşıyoruz," fikrinin kusursuz bir aynasıdır. Bu tabloya bakarak, kendi varoluşumuzu şu başlıklar altında yeniden okuyabiliriz: Cennetten Kovuluş Değil, Yeryüzüne Doğuş Bizler de doğduğumuz an, güvenli ve bilinçsiz bir hiçlikt
14 Mar


Jouska
İnsanın En Görkemli İç Savaşı Hepimizin zihninde yankılanan o görünmez mahkeme salonlarına, hiç gerçekleşmemiş ama defalarca yaşanmış o diyaloglara hoş geldin. Dictionary of Obscure Sorrows tarafından "zihinde takıntılı bir şekilde tekrar tekrar oynatılan varsayımsal diya loglar" olarak tanımlanan Jouska, aslında hepimizin çok iyi bildiği ama adını koyamadığı o yoğun histir. Bu durumu felsefi bir mercekle, özellikle de Zıtlık Kuramı (Zıtların Birliği / Diyalektik) üzerinden e
11 Mar


Kazanırken Kaybetme Sanatı
Pirus Zaferi’nin Gölgesinde Bir Muhasebe Göz kamaştırıcı ışıklar altında kadeh kaldırırken, ayaklarınızın altındaki toprağın aslında bir mezarlık olduğunu fark ettiniz mi hiç? İnsanlık, tarih boyunca zafer çığlıklarını, kaybettiği masumiyetinin üzerine örttüğü bir yorgan gibi kullandı. Bazen bir savaşı kazanmak, bir kalbi kırmak ya da bir zirveye bayrak dikmek; aslında kendi ruhumuzdan vazgeçmek demektir. " Sahi, elde ettiğiniz şey, feda ettiğiniz her şeye değdi mi?" Bir Yıkı
7 Mar
bottom of page