top of page
  • Instagram

SONDER

VIEW

HomeHome

Tutunmanın Yükü

  • Yazarın fotoğrafı: Kaan Çakıroğlu
    Kaan Çakıroğlu
  • 6 Nis
  • 2 dakikada okunur

Avuçlarımızdaki Boşluk ve İpleri Bırakma Cesareti


Bazen bir dağın zirvesine tırmanmak için yıllarımızı harcarız. O tepeye ulaşmanın, o unvanı almanın, o eşyaya sahip olmanın ya da o insanı hayatımızda tutmanın bizi tamamlayacağına inanırız. Bu uğurda ellerimizi kanatmak pahasına bir ipe sımsıkı tutunur, var gücümüzle yukarı çekeriz kendimizi. Ancak zirveye ulaştığımızda, o çok arzuladığımız ödülü avuçlarımıza aldığımızda beklediğimiz o büyük coşku yerine buz gibi bir hissizlik çöker içimize. Kazandıklarımız, uğruna savaştığımız şeyler birdenbire tüm anlamını yitirir.


İşte bu, insanın kendi zaferinin altında ezildiği, en sessiz ama en sarsıcı kırılma anlarından biridir.


Tutunmanın Yarattığı Yanılsama


Bir şeye uzun süre, büyük bir inatla tutunduğumuzda, o nesne veya hedef kimliğimizin bir parçası haline gelir. İpi o kadar sıkı tutarız ki, avuçlarımızdaki nasırlar bizim madalyalarımıza dönüşür. "Bu kadar emek verdim," deriz, "bu kadar acı çektim, demek ki bu çok değerli."


Oysa bazen ipin ucundaki şeyin değeri, ona ulaşmak için çektiğimiz acıdan kaynaklanmaz. Sadece tutunma eyleminin kendisi bir alışkanlığa, bir takıntıya dönüşmüştür. Elde ettiğimiz şeyin aslında ruhumuzu beslemediğini, bizi mutlu etmediğini fark ettiğimizde ise büyük bir boşluğa düşeriz. Kazandığımız başarılar, elde ettiğimiz statüler veya zorla yürüttüğümüz ilişkiler birer yüke dönüşür.


İpleri Bırakma Korkusu


Kazandıklarımızın değersizleştiğini fark ettiğimiz o an, mantık bize "bırak" dese de, duygularımız ve egomuz direnir. Çünkü ipi bırakmak, geçmişte verdiğimiz tüm o emeklerin, uykusuz gecelerin ve dökülen terin "boşa gittiğini" kabul etmek gibi hissettirir. Bıraktığımızda bir serbest düşüş yaşayacağımızdan, yere çakılacağımızdan korkarız.


Ancak gerçek çoğu zaman tam tersidir. Bizi aşağı çeken, bizi yoran şey düşme ihtimalimiz değil; artık bize ait olmayan, bizi yansıtmayan o ağırlıkları taşımaya devam etmektir.


Vazgeçmenin Özgürleştirici Gücü


Sıkı sıkıya tuttuğumuz o ipleri bırakmak, bir yenilgi ya da pes ediş değildir. Aksine, bu çok derin bir farkındalık ve uyanış halidir. İpi bırakmak; "Benim değerim, elde ettiğim bu şeylerle ölçülemez," diyebilme cesaretidir.

Ellerinizi yavaşça gevşettiğinizi, o kalın ve sert ipin parmaklarınızın arasından kayıp gittiğini hayal edin. Başlangıçta bir boşluk hissi, belki hafif bir baş dönmesi gelebilir. Ancak hemen ardından gelen şey muazzam bir hafifliktir.


Artık kanamayan, nasır tutmayan elleriniz boş kalmıştır; evet. Fakat dolu bir ele yeni bir şey koyamazsınız. İpleri bıraktığınızda, avuçlarınızı hayatın size sunabileceği yeni, taze ve gerçekten anlamlı olan şeylere açmış olursunuz. Belki de en önemlisi, yıllardır o ipi tutmaktan yorulmuş olan kendinize, sonunda derin bir nefes alma ve dinlenme fırsatı verirsiniz.


Bazen en büyük zafer, neyi kazandığınızda değil; neyi, ne zaman bırakmanız gerektiğini anladığınızda gizlidir.



 
 
 

Yorumlar


bottom of page