top of page
  • Instagram

SONDER

VIEW

HomeHome

Jouska

  • Yazarın fotoğrafı: Kaan Çakıroğlu
    Kaan Çakıroğlu
  • 11 Mar
  • 3 dakikada okunur

İnsanın En Görkemli İç Savaşı


Hepimizin zihninde yankılanan o görünmez mahkeme salonlarına, hiç gerçekleşmemiş ama defalarca yaşanmış o diyaloglara hoş geldin.


Dictionary of Obscure Sorrows tarafından "zihinde takıntılı bir şekilde tekrar tekrar oynatılan varsayımsal diya

loglar" olarak tanımlanan Jouska, aslında hepimizin çok iyi bildiği ama adını koyamadığı o yoğun histir.


Bu durumu felsefi bir mercekle, özellikle de Zıtlık Kuramı (Zıtların Birliği / Diyalektik) üzerinden ele almak, insan zihninin ne kadar büyüleyici ve trajik bir tiyatro sahnesi olduğunu ortaya koyacaktır.


Zıtlık kuramı (Herakleitos'un ateş ve su döngüsü veya Hegel'in diyalektiği), evrendeki ve zihnimizdeki her şeyin kendi zıttını içinde barındırdığını, varoluşun bu çatışmadan doğduğunu savunur. Jouska da tam olarak bu zıtlıkların çarpıştığı bir savaş alanıdır.


Varlık ve Hiçlik (Varoluş vs. Yokluk)


Jouska'nın kalbindeki en temel zıtlık budur. O an karşında konuştuğun, tartıştığın veya hesaplaştığın kişi fiziksel olarak yoktur (Hiçlik). Ancak zihnindeki o diyalog o kadar gerçektir ki bedensel tepkiler verirsin; kalbin hızlanır, ellerin titrer, öfkelenir veya ağlarsın (Varlık).


Karşındaki kişinin fiziksel boşluğu (yokluğu), zihinsel bir doluluğa ve çok gerçek bir duygu durumuna (varlığa) zemin hazırlar. Yokluk, varlığı doğurur.


Ben (Özne) ve Öteki (Nesne) İllüzyonu


Bu hipotetik konuşmalarda iki karakter vardır: Sen ve O. Zıtlık kuramına göre "Ben" kavramı, ancak bir "Öteki"nin varlığıyla anlam kazanır. Ancak jouska anında trajik bir paradoks yaşanır: "Öteki" de aslında "Sen"in bir parçasıdır. Karşındakinin acımasız argümanlarını, itirazlarını ve ses tonunu yaratan senin kendi zihnindir.


İnsan, kendini dışsal bir öteki üzerinden tanımlamaya programlanmıştır. Jouska'da ise zihin, kendi zıttını yine kendi içinden yaratır. İçindeki şefkatli savunucu ile acımasız savcı (Ben ve Öteki) aynı bedende çarpışır.


Mutlak Güç ve Derin Çaresizlik


Zihnindeki bu kurguda her iki tarafın da repliklerini sen yazarsın. Neyi ne zaman söyleyeceğini, karşı tarafın nasıl "mat olacağını" sen belirlersin. Bu bir mutlak kontrol ve güç halidir. Ancak işin ironisi şudur: Bu kurgunun zihnini bu kadar takıntılı bir şekilde işgal etmesinin sebebi, gerçek hayatta o konuşmayı yapamamış, yarım bırakmış veya donup kalmış olmandır.


Zihinsel "omnipotens" (her şeye gücü yetme hali), gerçek dünyadaki fiziksel ve duygusal acziyetten beslenir. Gerçekteki güçsüzlüğün ne kadar büyükse, zihnindeki jouska'nın gücü ve şiddeti de o kadar büyük olur.


Şiddetli Eylem ve Mutlak Eylemsizlik


Bir jouska nöbeti sırasında zihnin muazzam bir hızla çalışır. Nöronlar ateşlenir, argümanlar üretilir, geçmiş anılar taranır; yoğun bir bilişsel eylem halindesindir. Fakat dışarıdan seni izleyen biri, yatağında uzanan veya otobüs camından boşluğa bakan, tamamen eylemsiz ve hareketsiz bir beden görür.


İç dünyadaki kasırga (Eylem), dış dünyadaki yaprak kımıldamayan durgunlukla (Eylemsizlik) birleşerek insanın varoluşsal yalnızlığını oluşturur.


Jouska sadece sıradan bir hayal kurma eylemi değildir. Hegelci bir bakış açısıyla; gerçek hayattaki o kahredici sessizliğin (Tez) ile zihnindeki o mükemmel, sarsıcı cevabın (Antitez) birleşerek yarattığı bir sanal tatmin anıdır (Sentez). İnsanın yarım kalmışlığı kendi içinde, kendi zıtlarıyla tamamlama çabasıdır.


Jouska bir konfor alanını idealize etme çabası mıdır? yoksa kendi karanlığının en uç noktası mıdır?


Jouska aslında her ikisini de içinde barındıran sarsıcı bir paradokstur. Hem bir savunma mekanizması olarak konfor alanını inşa etme çabasıdır hem de kontrolden çıktığında insanın kendi karanlığında kaybolduğu yerdir.


Konfor Alanını İdealize Etme Çabası Olarak Jouska


Zihnimizin içindeki o mahkeme salonunda veya tiyatro sahnesinde kontrol tamamen bizdedir. Gerçek hayat belirsizdir, insanlar kırıcıdır ve çoğu zaman vereceğimiz en iyi cevap, olay olup bittikten saatler sonra aklımıza gelir.


Kusursuz Senaryolar

Jouska aracılığıyla gerçekte söyleyemediğimiz o vurucu cümleyi kurarız. Hakkımızı savunur, intikamımızı alır veya içimizdeki o büyük aşkı en mükemmel kelimelerle itiraf ederiz.


Güvenli Liman

Karşı tarafın ne cevap vereceğini (bizi onaylamasını ya da yenik düşmesini) biz belirlediğimiz için reddedilme, anlaşılamama veya yargılanma riski yoktur. Bu yönüyle Jouska, gerçek dünyanın öngörülemez kaosu karşısında zihnin yarattığı ideal ve ultra güvenli bir sığınaktır.


Kendi Karanlığının En Uç Noktası Olarak Jouska


Ne var ki, bu güvenli sığınak çok kolay bir şekilde kapıları kilitli bir hücreye dönüşebilir. Gerçeklikten kopup kendi zihnimizin yankı odasında hapsolduğumuzda, Jouska kendi karanlığımızın merkezine iniş bileti olur.


Ruminasyon (Zihinsel Geviş Getirme)

Geçmişteki bir hatayı veya gelecekteki olası bir tartışmayı zihinde yüzlerce kez canlandırmak, beyni yorar ve kaygı seviyesini (anksiyete) zirveye taşır. Beyin, hayal edilen bu stresi "gerçek" gibi algılayıp bedeni sürekli bir savaş-kaç modunda tutar.


İzolasyon ve Yabancılaşma

Zihnindeki insanlarla konuşmak, gerçek insanlarla bağ kurmaktan daha "kolay" hale geldiğinde, kişi yavaş yavaş gerçeklikten ve çevresinden kopar. Kendi karanlığının en uç noktası burasıdır: Gerçekte var olmayan diyalogların ağırlığı altında ezilmek ve en büyük savaşı sadece kendi kendine vermek.


Jouska, incinmekten korkan zihnin konfor alanı arayışıyla başlar; ancak bu varsayımsal diyaloglar bir takıntıya dönüştüğünde, kişiyi gerçek hayattan koparıp kendi kaygılarının karanlığında boğan bir bataklığa dönüşür.


Kaçmaya çalışma çünkü o sesler ne sığındığın bir liman ne de düştüğün bir uçurumdur; Jouska, insanın kendi yankısında boğulmaya mahkûm edildiği o muazzam ve kaçınılmaz iç savaşıdır.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page